Ermenistan hükümeti, Amulsar altın madenine onay vererek halkın ve çevrecilerin tepkisini göz ardı etti. Uzmanlar, madenciliğin bölgedeki su kaynaklarını kirleteceğini belirtiyor. Peki, bu kararın arkasında ne var?
Ermenistan hükümeti, Amulsar altın madeninin açılması konusunda uzun süredir planlarını sürdürüyor. 27 Şubat’ta, Ermenistan hükümeti, Lydian Armenia şirketine 150 milyon dolara kadar bütçe garantisi sağladı ve devlette %12,5’lik bir hisse aldı. Madencilik faaliyetlerinin 2025’in dördüncü çeyreğinde başlaması ve 10 yıl 4 ay sürmesi planlanıyor.
Yetkililer, bu projeyle halka ekonomik refah vaat ediyor. Yıllık 200 bin ons altın çıkarılması, GSYİH’ye %1 katkı, 120 milyon dolar vergi geliri ve 1.700 kişilik istihdam sağlayacak.
Ancak, madencilik projesinin geçmişine bakıldığında bazı tartışmalar öne çıkıyor. Hükümet, Paşinyan yönetiminin iktidara gelmesinden sadece bir yıl sonra, 2018’de bu projeyi başlatmaya çalışmıştı. 14 Ağustos 2019’da, Lübnanlı Elard şirketinin uluslararası uzman raporu, çevresel risklerin minimum düzeyde olduğunu belirtti. Fakat, Jermuk’tan (İstisu) 500’den fazla kişi, bu raporun sonuçlarına karşı protesto düzenledi.
Göstericiler, hükümet binası önünde toplanarak çevresel değerlendirme raporunun eksik ve yanıltıcı olduğunu savundu. Aktivistler, Açık ocak altın madenciliğinin su kaynaklarını sülfür ve ağır metallerle kirleteceği konusunda uyardı. 2020 yılına kadar süren bu mücadele sonucunda proje askıya alındı.
Hükümet Neden Şimdi Daha Kararlı?
2020 sonrası, Paşinyan hükümeti Lydian ile yeniden müzakerelere başladı. 2023’te, Ermenistan hükümeti, Avrasya Kalkınma Bankası ve Lydian Armenia ile bir mutabakat zaptı imzaladı. Günümüzde, madende tam kapasite üretime geçiş için adımlar atılıyor.
Ancak, projeye yönelik çevresel ve toplumsal tepki devam ediyor. Çevre Koruma Öncelikli (EPF) STK Koalisyonu, Güney Kafkasya ve Hazar Denizi’ni kirleten madencilik işletmelerini gösteren bir dijital harita yayınladı. Bu harita, uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı.
13 ülkeden 29 sivil toplum kuruluşu, Ermenistan’ın sınır ötesi çevresel etkilerini vurgulayan bir rapor hazırlayarak Espoo Sözleşmesi Sekreteryası ve Şeffaf Madencilik Girişimi’ne (EITI) başvuruda bulundu.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Harita, Ermenistan’daki madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan ağır metal içeren atıkların, sınır aşan nehirleri kirlettiğini gösteriyor.”
Özellikle Azerbaycan’a verilen çevresel zarar üzerinde duruldu:
“Pambak (Debed), Aparanchay, Zangichay, Vedichay, Arpachay, Okchuchay, Bazarchay gibi nehirlerde yapılan madencilik faaliyetleri, Kura ve Aras nehirlerini doğrudan etkileyerek Azerbaycan ve komşu ülkeler için ciddi bir çevresel tehdit oluşturuyor.
Geçtiğimiz yıl Alman Heinrich Böll Vakfı, Ermenistan’ın 2023’te onayladığı Madencilik Endüstrisi Gelişim Stratejisi hakkında bir rapor yayımladı. Raporda, gölge yatırımların denetimsizliği, yerel halkın sürece dahil edilmemesi ve çevresel etkilerin göz ardı edilmesi gibi ciddi endişeler dile getirildi.
Vakfın vardığı sonuç oldukça çarpıcı: Bu politika devam ederse, Ermenistan’da çevresel bozulma, düzenleyici mekanizmaların zayıflaması ve toplumsal çatışmaların artması kaçınılmaz görünüyor.
Paşinyan ve ekibi, 2026 seçimleri öncesinde bu kararın yaratacağı tepkileri görmezden mi geliyor? Yoksa seçimi kazanacağından emin mi?